Migren Tedavisinde Yeni Bir Alternatif

Konu migren olunca herkes bir şekilde bu hastalığın tedavisinin mümkün olup olmadığı üzerinde konuşuyordur. Tabiki her hastalığın tedavisi olduğu gibi bu hastalığında tedavisi mutlaka var. Öncelikle migren hastalığını tanıyalım.

Halk arasında yarım baş ağrısı olarak tarif edilen migren, çağımızın önemli hastalıklarından birisidir. Migren, yakın zamanlarda yapılan araştırmalara göre, insanları iş yapamaz hâle getiren hastalıklar arasında ilk 20’ye giriyor. Hastalık 45 yaş altında (kadınlarda % 15, erkeklerde % 6) daha sık görülüyor.

İrsî olarak da gelişebilen migren, bazen bir hastalık belirtisi olabiliyor. Migren atağının belirtileri; başın yarısında zonklamalar, bulantı ve istifra, gözün önünde siyah benek ve bulanık leke uçuşmaları, az bir ses veya ışığın beyinde keskin bıçak tesiri yapması, konuşma güçlüğü olarak sıralanıyor. Ağrı, bazen enseden, bazen de belli bir yeri olmadan şiddetle ortaya çıkar. Ağrı birkaç dakika sürdüğü gibi, bazen saatlerce hattâ günlerce devam edebilir.

Kişide yatkınlık varsa, stres, gürültü, uykusuzluk, alerji, günlük problemler, beyne aşırı yüklenme ve aşırı sinirlenme migreni tetikler. Sucuk, çikolata, kahve, domuz eti, alkollü içecek tüketimi, düzensiz beslenme, yanlış ve rastgele ilâç kullanma hastalığın şiddetini artırır.

Tedavide, ağırlıklı olarak ilâç olmak üzere, çeşitli metotlar uygulanmaktadır. İlâç tedavisinde en önemli kriter, ağrı sıklığıdır; bu sebeple bazı hastalara migrene mahsus ağrı kesiciler, bazılarına da, ağrının ortaya çıkmasını önleyici ilâçlar (antidepresan, antiepilepsi -sârâya karşı- ve ritm düzenleyiciler) verilmektedir. Her iki durumda da, sessiz, sakin ve karanlık bir odada istirahat tavsiye edilmektedir. Bilhassa rahatsızlığı psikolojik olan migren hastalarına tedavi olarak uzun süreli istirahat, iyi plânlanmış ve sistematik yürütülen tedavi programları tavsiye ediliyor.

Akupunktur ve el masajı (fizik tedavi), migren tedavisinde bir başka alternatiftir. Kafkas ülkeleri, Rusya, Fransa, Bulgaristan ve İngiltere’de bilhassa masajla tedavi yapılan hastaneler mevcuttur. Bitki kaynaklı karışımların (anason, biberiye -kuşdili otu- melisa) migren ağrılarına tamamlayıcı tedavi olarak iyi geldiği bilinmektedir.

Klâsik tıbbî tedavilerle netice alınmayan ilâca dirençli kronik migren hastalarında, beyne ve saç köklerine elektrik veya manyetik alan yayan mıknatıslar yerleştirilerek yeni tedaviler üzerinde çalışma yapılmaktadır. Mayo Klinik’te (ABD) bu durumdaki 15 hastanın başının arka kısmına elektrikle oksipital sinir stimülasyonu (ONS) uygulanmış ve saç köklerindeki sinirler uyarılmıştır. Uygulama öncesi ve sonrasında hastaların şikâyetleri değerlendirildiğinde, ağrının şiddet ve sıklığında, günlük faaliyetlerin ağrıdan dolayı aksamasında kayda değer azalmalar görülmüştür. Ohio State Üniversitesi’nde (ABD) yapılan çalışmada ise, hastaların yüzde 74’ü ONS deneylerinden sonra sadece çok hafif bir baş ağrısı hissettiklerini ve deneylerden memnun kaldıklarını belirtmiştir. Ancak, bu müspet cevabın sebebi henüz bilinmemektedir. Zîrâ geçmişte migrenin sadece beyindeki kaotik bir sancılanmadan veya damarların genişlemesinden kaynaklandığı tahmin ediliyordu. Fakat bugün, bu rahatsızlığın temelinde başka unsurların da olabileceği kaydediliyor.

Elektrikle tedavi her migren ağrısına cevap vermeyebildiğinden, ONS tedavisine başlamadan önce, şikâyetlerin milletlerarası baş ağrısı teşhis kriterlerine uyup uymadığının uzman hekim tarafından tespiti gerekmektedir. Bu metodun sadece migrende değil, aynı belirtileri olan genetik rahatsızlıkların ve hormon hastalıklarının tedavisinde de kullanılabileceği ifade ediliyor.

Çeşitli ilâç şirketleri 2006’dan beri bu metodu geliştirmeye çalışmaktadır. Pilot uygulamalarda, migren sebebiyle çalışamaz hâle gelmiş birçok kimse işine dönebilmiştir. Hastanın cebinde taşıyabileceği, pille çalışan bir âletin düğmesine basmak, migren tedavisinde pratik bir çözümün yakın olduğunu gösteriyor.
Migren tedavisi için alternatif yöntemler geliştirilmeye çalışılsa da, hastanın hayata ve dünyaya inanç penceresinden bakmasının ve her halükârda huzurlu bir ortamda yaşamasının tedaviye katkısı büyük önem arz ediyor. Dolayısıyla, her şeyin yaratıcısı ve hakiki sahibi olan Allah’a iman, teslimiyet ve tevekkül; insana, geçici dünyanın gelip geçici hâdiselerini gözde çok büyütmemeyi, sabretmeyi ve dünya hayatını Âhiret’i dikkate alarak yaşamayı öğretiyor.

Sızıntı dergisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir